Benim Almanya Hikâyem
Almanya'da Yeni
Bir Hayat Üzerine
"Yanımda eşyalarım vardı. Ama hayatımın tamamı yanımda değildi."
15 Şubat 2025.
Köln Bonn Havalimanı'na indiğimde yanımda bir büyük bavul, bir küçük el bagajı ve bir sırt çantası vardı.
Yanımda eşyalarım vardı.
Ama hayatımın tamamı yanımda değildi.
Eşim Türkiye'deydi. Geride bıraktığım bir ev, yıllardır kurduğumuz bir düzen, ailelerimiz, arkadaşlarımız ve alıştığımız bir hayat vardı.
Ben ise tek başıma Almanya'ya gelmiştim.
Nereye gittiğimi biliyordum.
Ama bundan sonra ne olacağını bilmiyordum.
İki aylığına kiraladığım geçici bir paylaşımlı dairede bir odam vardı. Bir vizem vardı. Ve kafamda henüz cevaplarını bilmediğim onlarca soru...
Hatta Türkiye'den gelirken paramı euroya çevirmeyi bile unutmuştum.
İlk haftalarımı büyük ölçüde kredi kartıyla idare edecektim.
Havalimanında pasaport kontrolüne geldiğimde, Almanya'ya ilk kez gelen biri olarak çat pat Almancamla konuşmaya çalıştım. Söylediğim birkaç kelimeye rağmen pasaport polisi Almanca konuşmaya çalışmamı takdir etti ve beni cesaretlendirdi.
Belki birkaç dakikalık küçük bir konuşmaydı.
Ama benim için güzeldi.
Çünkü daha ilk dakikadan itibaren kendimi bu ülkenin içinde bir yere yerleştirmeye çalışıyordum.
Sonra trene bindim.
Havalimanından çıktım, sokaklarda biraz yürüdüm.
Etrafı izledim.
Her şey yabancıydı ama aynı zamanda uzun zamandır zihnimde olan bir yere ilk kez gerçekten gelmiş olmanın garip heyecanı vardı.
Ve sonunda, önümüzdeki iki ay boyunca yaşayacağım eve ulaştım.
Maxi
Kapıyı Maxi açtı.
İki ay boyunca aynı evi paylaşacağımız Alman ev arkadaşım.
O gün onunla sadece ev arkadaşıydık.
Henüz arkadaş değildik.
Henüz birbirimizin hayatında nasıl bir yerimiz olacağını bilmiyorduk.
Benim çatı katında bir odam vardı.
Yaklaşık 25 kilo ağırlığındaki büyük bavulumu yukarı çıkarmam gerekiyordu. Maxi aşağı kadar indi ve bavulumu benimle birlikte yukarı taşıdı.
Daha ilk tanıştığımız gün, hiç tanımadığım bir insana ağır bir eşyamı taşıttığım için biraz mahcup olmuştum.
Ama o sadece:
“Kein Problem.”
dedi.
Ve bana yardım etti.
O gün sadece bir ev arkadaşım vardı.
Zamanla yakın arkadaş olduk.
Bugün, aradan bunca zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ görüşüyoruz.
Bazen bir hikâyenin nasıl başlayacağını bilmiyorsunuz.
Benim Almanya hikâyem de o gün, o kapının açılmasıyla başladı.
Neden Almanya?
Ertesi gün Köln Katedrali'ne gittim.
Uzun zamandır merak ettiğim bir yerdi.
Karşısında durup bir süre baktım.
Çünkü artık gerçekten Almanya'daydım.
Ama aslında Almanya fikri benim için çok daha önce başlamıştı.
Bir süre sonra fark ettim ki zihnimde sürekli aynı yere dönüyorum.
Gece yatıyorum, Almanya.
Sabah kalkıyorum, Almanya.
Gün içinde başka bir şey düşünüyorum, yine Almanya.
Almanya.
Almanya.
Almanya...
Bir noktadan sonra kendime şunu sordum:
“Ben bunu daha ne kadar sadece düşüneceğim?”
Eğer bir şeyi bu kadar uzun zamandır düşünüyorsam, artık sadece düşünmenin bir anlamı yoktu.
Denemeliydim.
Türkiye'de bir hayatım vardı. Bir işim, çevrem, alıştığım bir düzenim vardı. Ama zaman geçtikçe geleceğimi düşündüğümde, Almanya'nın benim için yeni bir gelecek kurabileceğim bir yer olduğuna daha fazla inanmaya başladım.
Türkiye'ye çok uzak değildi.
Avrupa'da olmak benim için önemliydi.
Ve en önemlisi, burada kendime yeni bir hayat kurabileceğime inanıyordum.
Karar verdiğimizde bunun kolay olmayacağını biliyorduk.
Evimizi kapattık.
Eşyalarımızın önemli bir bölümünü sattık.
İkimiz de işlerimizden ayrıldık.
Eşim ailesinin yanına taşındı.
Ben Almanya'ya geldim.
Bir anlamda gemileri yaktık.
Eşim bu sürecin kolay olmayacağını biliyordu. Buna rağmen bana güvendi ve verdiğim kararı destekledi.
Bunun için bugün bile minnettarım.
Çünkü bu karar sadece benim için değildi.
Kendi keyfim için yeni bir ülkeye gitmiyordum.
İkimizin geleceği için, kurduğumuz çekirdek aile için daha iyi bir hayat kurabileceğimize inandığım için bu riski alıyordum.
Gözü karaydım.
Ama plansız değildim.
Risk aldım.
Ama ne için risk aldığımı biliyordum.
Ya olacaktı ya da olacaktı.
Başka bir seçenek yoktu.
Tek atımlık kurşunum vardı ve ben başarmak zorundaydım.
Chancenkarte ve Almanca Engeli
Almanya'ya gelmek için Chancenkarte'yi tercih ettim.
Çünkü Türkiye'den Almanya'da kendi mesleğimde bir iş bulup gelmek kolay değildi. Benim için buraya gelip doğrudan iş aramak daha gerçekçi bir seçenekti.
Üstelik sıfırdan bir meslek öğrenmeye gelmemiştim.
Kocaeli Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema mezunuyum.
Medya sektöründe on yılı aşkın deneyimim vardı.
Videografi, drone çekimleri, reklam filmleri, kurgu, post prodüksiyon ve sosyal medya yönetimi yıllardır yaptığım işlerdi.
Televizyon kanallarında çalışmıştım.
Reklam ajanslarında görev yapmıştım.
Ünlü oyuncularla yapılan projelerde çalışmıştım.
Yıllar boyunca biriktirdiğim bir mesleğim ve deneyimim vardı.
Şimdi yapmam gereken, bunları başka bir ülkede yeniden kullanabileceğim bir hayat kurmaktı.
Ama bunun önünde önemli bir engel vardı:
Almanca.
Almancam henüz yeterli değildi.
Mesleğimi biliyordum ama bunu başka bir dilde anlatmak, iş görüşmesinde kendimi ifade etmek ve karşımdaki insana ne yapabildiğimi göstermek bambaşka bir meseleydi.
Balayı Bitince
Bir ülkeye ilk geldiğinizde, özellikle de uzun zamandır hayalini kurduğunuz bir ülkeye geldiyseniz, bir süre başka türlü bakıyorsunuz.
Bir çeşit balayı etkisi.
Sokaklar güzel geliyor.
Şehir güzel geliyor.
İnsanların birbirlerine karşı davranışları, kurallara uyulması, trafikteki düzen, toplu taşıma alışkanlıkları...
Her şeyin başka bir ritmi varmış gibi hissediyorsunuz.
Ben de ilk haftalarımda böyle hissediyordum.
Ama bütün bu heyecanın altında başka bir gerçek vardı:
Burada kalabilmem gerekiyordu.
İlk iki ay boyunca kaldığım evden çıkacağım tarih giderek yaklaşıyordu.
Yeni bir ev bulmam gerekiyordu.
Ve Almanya'da ev bulmanın ne kadar zor olduğunu o zaman gerçekten anlamaya başladım.
Üstelik hâlâ iş arıyordum.
İlk evimdeki iki aylık süre dolmak üzereydi ve yeni bir yer bulamazsam ne yapacağımı bilmiyordum.
Sokakta kalma riski gerçekti.
Ev bulamazsam otelde mi kalacaktım?
Peki otellerde haftalarca kalmaya yetecek bütçem var mıydı?
Bilmiyordum.
Bir yandan iş arıyor, bir yandan ev arıyor, bir yandan da Almanya'daki resmi süreçleri anlamaya çalışıyordum.
Sonunda ikinci bir paylaşımlı daire buldum.
Taşındım.
Ve tam bu dönemde, Almanya'da yaşayan Türklerin bulunduğu WhatsApp gruplarından birinde bir işveren bana ulaştı.
Benim kariyer sitelerinde her gün başvurduğum ilanlardan değildi.
Beni onlar bulmuştu.
Konuşmaya başladık.
Görüşmeler yaptık.
Ve sonunda Almanya'daki ilk işime böyle başladım.
İşim yeni başlamıştı.
Yeni evime taşınmıştım.
İlk defa biraz nefes alabildiğimi hissettim.
“Tamam. Galiba işler gerçekten yoluna girmeye başlıyor.”
İş bulduğumda sadece bir işe başlamış olmadım.
Bir anlamda verdiğim sözün ilk kısmını yerine getirmiş oldum.
Ama Almanya'da hayatın bana öğreteceği şeyler daha yeni başlıyordu.
Küçük Zaferler, Küçük Mücadeleler
Çünkü Almanya'ya gelmekle Almanya'da hayat kurmak aynı şey değildi.
Bir ev bulmanın ne kadar zor olduğunu öğrendim.
Bir iş bulmanın sadece özgeçmiş göndermekten ibaret olmadığını öğrendim.
Bir yabancı ülkede resmi bir yazının, bir randevunun ya da bir imzanın hayatınızda ne kadar büyük bir yer kaplayabildiğini gördüm.
Bazen haftalarca bir e-posta bekledik.
Bazen aylarca haber alamadık.
Bir evrak tamamlandı derken başka bir evrak gerekti.
Bir başvuru sonuçlanacak diye beklerken başka bir sürecin başlaması gerekti.
Ve bir süre sonra sabrın da Almanya'da hayat kurmanın bir parçası olduğunu öğrendim.
Almanca öğrenmeye çalıştım.
Bazen tek bir cümleyi kurmak için dakikalarca düşündüm.
Bazen hiçbir şey anlamadığım konuşmaların içinde kaldım.
Bazen de aylar önce yapamadığım bir şeyi artık kendi başıma yapabildiğimi fark ettim.
Çalıştım.
Bekledim.
Başvurdum.
Tekrar başvurdum.
Evraklarla uğraştım.
Ve bütün bunların arasında hayat devam etti.
Bir yandan da hayatın çok daha sıradan ama bir o kadar gerçek taraflarını öğreniyordum.
Aylarca şişme kamp yatağında yattım.
İlk başlarda bu durum, Almanya'daki yeni hayatımın küçük bir macerası gibi geliyordu.
Bir süre sonra bel ağrıları romantizmi tamamen ortadan kaldırdı.
Kurutma makinem bozuldu.
Kendim tamir etmek zorunda kaldım.
Tamir etmeyi öğrendim.
Satın aldığım mobilyaları kendim kurdum.
Bir çalışma sandalyesi aldım.
Mağaza yaklaşık 25 kilometre uzaktaydı.
Sandalyeyi tren, tramvay ve otobüs kullanarak, toplam dört vesait değiştirerek eve getirdim.
Gerçekten zordu.
Ama eve vardığımda garip bir şekilde mutlu oldum.
Çünkü artık kendi hayatımı kendim kuruyordum.
Bazen bir sandalyeyi eve taşımak kadar sıradan bir şey bile bunun bir parçasıydı.
Her Şey Bir Anda Değişti
Sonra işler bir kez daha değişti.
Çoğu şey planladığım gibi gitmedi.
İşsiz kaldım.
Hem de vizemin bitmesine sadece bir ay kala.
Henüz oturumumu bile alamamıştım.
Bir anda zamanla yarışmaya başladım.
Yeni bir iş bulmam gerekiyordu.
Oturum sürecimi yoluna koymam gerekiyordu.
Ve eşimin Almanya'ya gelebilmesi için yürüttüğümüz aile birleşimi sürecinin de bundan etkilenmemesi gerekiyordu.
Ama etkilendi.
İşsiz kalmam oturum sürecimi ve aile birleşimi sürecimizi ciddi şekilde zorlaştırdı.
Bir anda hiç planlamadığım kadar zor durumların içinde kaldım.
İşte o dönem, Almanya'ya gelmenin tek başına bir başarı olmadığını gerçekten anladım.
Buraya gelmek başlangıçtı.
Asıl zor olan Almanya'da kalabilmekti.
Düzen kurabilmekti.
Ve işler ters gittiğinde o düzeni yeniden ayağa kaldırabilmekti.
Yeni bir iş buldum.
Tekrar çalışmaya başladım.
Yavaş yavaş işleri yoluna koydum.
Ama artık Almanya'ya ilk geldiğim günkü insan değildim.
Bugün
Bugün Almanya'da hayatımın üzerinden yaklaşık bir buçuk yıl geçti.
Ve geriye dönüp baktığımda, aslında Almanya'ya geldiğim gün değil, o günden sonra yaşadığım küçük küçük şeylerin beni buraya getirdiğini görüyorum.
Bir ev bulmak.
Bir iş bulmak.
Bir banka hesabı açmak.
Bir resmi yazıyı anlamaya çalışmak.
Haftalarca bir e-posta beklemek.
Aylarca bir sürecin sonucunu beklemek.
Almanca bir cümleyi ilk defa doğru kurmak.
Bir işi kaybetmek.
Yeniden iş bulmak.
Bir kurutma makinesini tamir etmek.
Bir mobilyayı tek başına kurmak.
25 kilometre uzaktan bir sandalyeyi dört vesait değiştirerek eve taşımak.
Bazen yorulmak.
Bazen “Ben ne yapıyorum?” diye düşünmek.
Sonra ertesi sabah kalkıp devam etmek.
Bunların hiçbiri tek başına büyük bir hikâye gibi görünmeyebilir.
Ama başka bir ülkede hayat kurmaya çalışırken, aslında hayatın kendisi bunlardan oluşuyor.
Benim Almanya hikâyem de böyle başladı.
Bir bavulla, bir vizeyle.
Cevabını henüz bilmediğim onlarca soruyla.
Ve biraz da cesaretle.
Bugün hâlâ her şey mükemmel değil.
Hâlâ öğreniyorum.
Hâlâ bazı şeylere alışmaya çalışıyorum.
Hâlâ önümde çözmem gereken şeyler, ulaşmak istediğim hedefler ve yazılacak yeni bölümler var.
Ama artık şunu biliyorum:
Bir insanın hayatı bazen tek bir büyük kararla değişmiyor.
Bazen bir sürü küçük kararın, küçük mücadelenin ve küçük cesaret anının üst üste gelmesiyle değişiyor.
Benim için Almanya hiçbir zaman sadece “yurt dışına gitmek” olmadı.
Bir süre sonra burası, hayatımı yeniden kurmaya çalıştığım bir yere dönüştü.
Ve belki de bu yüzden kendi hikâyemi anlatmak istedim.
Çünkü bazen bir videoda gördüğünüz 30 saniyelik bir anın arkasında, anlatılmayı bekleyen koca bir hikâye vardır.
Benimki de öyle başladı.
Ama sadece benim hikâyem değil.
Almanya'da yaşayan herkesin, dışarıdan bakıldığında görünmeyen bir hikâyesi var.
Kimi bir bavulla geliyor.
Kimi ailesini geride bırakıyor.
Kimi yıllardır yaptığı mesleği burada yeniden kuruyor.
Kimi dil öğreniyor.
Kimi ilk evini bulmaya çalışıyor.
Kimi yıllardır burada yaşamasına rağmen hâlâ yeni bir şey öğreniyor.
Ben de bu hikâyeleri görünür kılmak istiyorum.
Burada sadece Almanya hakkında bilgi vermek istemiyorum.
Burada insanların Almanya'daki hayatlarını anlatmak istiyorum.
Yazıyla.
Fotoğrafla.
Videoyla.
Belgesellerle.
Çünkü Almanya'yı anlamanın yalnızca kuralları, maaşları, vizeleri veya resmi süreçleri bilmekten geçtiğine inanmıyorum.
Bazen bir insanın hikâyesini dinlemek, onlarca bilgiden daha fazlasını anlatıyor.
Almanya'yı anlatmak değil.
Almanya'da yaşamanın nasıl bir şey olduğunu göstermek.
AlmanyadanSevgilerle.de'ye hoş geldin.
Hikâye daha yeni başlıyor.
"Kendi hikâyeni paylaşmak istersen, bana yaz."— Ferdi, Almanya'dan Sevgilerle
